ahmetgitar
02-16-2008, 21:49
Ankara'nın çok bilinen saygı duyulan, nispeten küçük ama içinde aradığınız herşeyi bulabileceğiniz bir kitapçısı.
Gözünüze kestirdiğiniz bir kitabı elinize alır ve kenarda herzaman boş duran kahverengi tahta masaya koyar ve yine o masanın takımı olan tahta sandalyeye oturur ve hayallere dalarsınız. Evinizin çalışma odası gibi sıcaktır,kimse sizle konuşmaz;rahatsız etmemek için konuşmaz ama sorduğunuz bir soruya bilgi dolu gözlerle cevap verirler. Dedim ya "ev gibi";bazen de şen şakraktırlar nedensiz. "Abi, satranç kitaplarına mı bakıyorsunuz? Akşam kapının önünde bir adam tezgah açar,tavla mavla satar; bir de satranç takımı;hem de cam,süpper bir şey abi: Tavsiye ederim." "Yok,ben camda oynamam,kafa karıştırır,oynamak için böyle standart tahta olmalı." Neden ki bu ukalalığım acaba?
"Vallaha abi 10 liraya satıyor,tavsiye ederim." İyilikle bakarım bir anda,ne de güzel bir adamdır bu kitap satan eleman,"Tamam alacağım söz."
Sosyal bilimlerde,kültür-sanat kitaplarında ne ararsanız vardır ama bazen müzik kitaplarında aradığınız şey pek bulunmaz ama sorun değil ki?
"Var mı 'Müziği Okumak' ın tüm serisi?" "Yok abi ama getirelim, yarına gelir" sonra kısık gözlerle bakar "abi neydi adın?" "Ahmet"
Yıllar boyunca kitaplarımı oradan aldım,severdim orayı,bir çaylarını bile içememiştim hep demli olan ama severdim,aradığımı rahatça bulmak için 'Dost'a girer ama sonrasında satın alma işini hep oradan yapardım. Onlar kazansın değil mi? Başka nerede var ki o kadar sıcak sevgi dolu ev gibi bir kitapçı?
Üyeydim de zaten oraya,kefilsiz üye yapmışlardı beni nedense,sonra bir arkadaşımı götürmüştüm üye olsun diye ama onu üye yapmamışlardı üstelik de ben kefil olacaktım,dedim ya 'ev gibi', bazen biraz tuhaf. Alırsın bir kitabı,aylık taksitlerle altı ayda ödersin. Tabi ben pek tutturamazdım ay olaylarını, alırdım bir kitabı yedi ay sonra gider, direk tek seferde öderdim. 'Seni gidi seni' der gibi bakarlardı hepbirden ama sonra eklerlerdi o çocuk"Çay var","Başka zaman,şimdi acelem var,sağolun" Hep aynı yalan,acelen yok Ahmet işte,gidip dolanacaksın,zaten Kızılay'a inme günün senin boş olan günündür,ne olur bir çaylarını içsen? Onbeş yıllık kitapçın işte. Yok inadım ya.
Bugün yine gittim oraya,girecek olmak eksilmeyen bir heyecandı. Ne güzel yazı ya öyle "Bilim ve Sanat" işte benim kitapçım.
"Almanca seti var mı?" "Hımm abi bir Fono'nun bu seti var" "Hımm başka setler ne olabilir,getirin" "Yok abi getiremeyiz" Şaşırıyorum; "Acelem yok,yarın öbürgün" "Yok abi" Tebessüm ediyorum; "Bir hafta-bir ay?". Başını sağa sola sallıyor,gözleri hüzünleniyor; "Kapatıyoruz abi,o sebeple getiremeyiz" Donakalıyorum,"Şaka mı bu?" Bakıyor boyun büküyor dudaklarını kasarak,ekliyorum korkarak;"Neden ama?" "Çünkü" diyor, "kitap satamıyoruz,ekonomik sebepler işte;mecburuz." Karşılıklı bekliyoruz birkaç saniye ama bakamıyoruz yüzlerimize;o kitapçısını kapattığından utanmış, ben ise bir okur olarak yeterli kitap almadığım için; onları buna mecbur ettiğimden utanmışım. "Ne olacak şimdi?" diyorum; halen yere bakarak, "Kafe olacak,gidişat bu yönde diyor" ardından yavaşça oturuyor, kitaplara bakıyorum acı gözlerle,tüm raflara bir daha bakıyorum bir daha bakamayacağımı bilerek. Sonra hep baktığım ama yaklaşmadığım çay köşesine ilişiyor gözüm;"Bu sefer içeceğim bir çay" diyorum ama çayın demlenmediğini görüyorum ve bir daha demlenmeyeceğini.
Gözünüze kestirdiğiniz bir kitabı elinize alır ve kenarda herzaman boş duran kahverengi tahta masaya koyar ve yine o masanın takımı olan tahta sandalyeye oturur ve hayallere dalarsınız. Evinizin çalışma odası gibi sıcaktır,kimse sizle konuşmaz;rahatsız etmemek için konuşmaz ama sorduğunuz bir soruya bilgi dolu gözlerle cevap verirler. Dedim ya "ev gibi";bazen de şen şakraktırlar nedensiz. "Abi, satranç kitaplarına mı bakıyorsunuz? Akşam kapının önünde bir adam tezgah açar,tavla mavla satar; bir de satranç takımı;hem de cam,süpper bir şey abi: Tavsiye ederim." "Yok,ben camda oynamam,kafa karıştırır,oynamak için böyle standart tahta olmalı." Neden ki bu ukalalığım acaba?
"Vallaha abi 10 liraya satıyor,tavsiye ederim." İyilikle bakarım bir anda,ne de güzel bir adamdır bu kitap satan eleman,"Tamam alacağım söz."
Sosyal bilimlerde,kültür-sanat kitaplarında ne ararsanız vardır ama bazen müzik kitaplarında aradığınız şey pek bulunmaz ama sorun değil ki?
"Var mı 'Müziği Okumak' ın tüm serisi?" "Yok abi ama getirelim, yarına gelir" sonra kısık gözlerle bakar "abi neydi adın?" "Ahmet"
Yıllar boyunca kitaplarımı oradan aldım,severdim orayı,bir çaylarını bile içememiştim hep demli olan ama severdim,aradığımı rahatça bulmak için 'Dost'a girer ama sonrasında satın alma işini hep oradan yapardım. Onlar kazansın değil mi? Başka nerede var ki o kadar sıcak sevgi dolu ev gibi bir kitapçı?
Üyeydim de zaten oraya,kefilsiz üye yapmışlardı beni nedense,sonra bir arkadaşımı götürmüştüm üye olsun diye ama onu üye yapmamışlardı üstelik de ben kefil olacaktım,dedim ya 'ev gibi', bazen biraz tuhaf. Alırsın bir kitabı,aylık taksitlerle altı ayda ödersin. Tabi ben pek tutturamazdım ay olaylarını, alırdım bir kitabı yedi ay sonra gider, direk tek seferde öderdim. 'Seni gidi seni' der gibi bakarlardı hepbirden ama sonra eklerlerdi o çocuk"Çay var","Başka zaman,şimdi acelem var,sağolun" Hep aynı yalan,acelen yok Ahmet işte,gidip dolanacaksın,zaten Kızılay'a inme günün senin boş olan günündür,ne olur bir çaylarını içsen? Onbeş yıllık kitapçın işte. Yok inadım ya.
Bugün yine gittim oraya,girecek olmak eksilmeyen bir heyecandı. Ne güzel yazı ya öyle "Bilim ve Sanat" işte benim kitapçım.
"Almanca seti var mı?" "Hımm abi bir Fono'nun bu seti var" "Hımm başka setler ne olabilir,getirin" "Yok abi getiremeyiz" Şaşırıyorum; "Acelem yok,yarın öbürgün" "Yok abi" Tebessüm ediyorum; "Bir hafta-bir ay?". Başını sağa sola sallıyor,gözleri hüzünleniyor; "Kapatıyoruz abi,o sebeple getiremeyiz" Donakalıyorum,"Şaka mı bu?" Bakıyor boyun büküyor dudaklarını kasarak,ekliyorum korkarak;"Neden ama?" "Çünkü" diyor, "kitap satamıyoruz,ekonomik sebepler işte;mecburuz." Karşılıklı bekliyoruz birkaç saniye ama bakamıyoruz yüzlerimize;o kitapçısını kapattığından utanmış, ben ise bir okur olarak yeterli kitap almadığım için; onları buna mecbur ettiğimden utanmışım. "Ne olacak şimdi?" diyorum; halen yere bakarak, "Kafe olacak,gidişat bu yönde diyor" ardından yavaşça oturuyor, kitaplara bakıyorum acı gözlerle,tüm raflara bir daha bakıyorum bir daha bakamayacağımı bilerek. Sonra hep baktığım ama yaklaşmadığım çay köşesine ilişiyor gözüm;"Bu sefer içeceğim bir çay" diyorum ama çayın demlenmediğini görüyorum ve bir daha demlenmeyeceğini.