PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : "Milletimiz Topu Sever" 23 Nisan için sıcağı sıcağına bir öykücük...


ahmetgitar
04-23-2008, 19:38
Milletimiz Topu Sever

Bilgisayarımın karşısına geçmiş pek bir kariyere benzemeyen akademik kariyerimin kağıt belgesini almamda yardımcı olacak projemi yazıyordum ki başladı gürültü; “Aceleee etttmeeee buuu aaaşşşkkk deddddiiğiiinnnn…” arkadan bir başka ses “tıss taka tısss daaaakkk” ve kamyon sesleri; dizel motorlu. Ve kalabalık. Karmaşık “do,re,mi” ler ve anlayamadığım bir insan kalabalığı gürültüsüyle irkildim ve kendime geldim. Kendimden geçmişim meğerse yazarken proje paragrafını; gözlerimi kısarak bir daha baktım ekrana

“Şu an yaşayan ve gitarı çalan, gitar müziği besteleyen ve gitar eğitimi veren çok sayıdaki insanın yaptıkları çabalar gelecekte ne ölçüde “Gitar Tarihi” sayfalarında yer alır bilinmez ama…” hımm güzel bir cümle olacak gibi, ben de ileride “Gitar Tarihi” sayfalarında yer alır mıyım acaba bu çabalarımla? Derken bir ses; “oh ohhh huyunnndannn daaa, ohhh ohhh suyundan daaaa”

“Ne oluyor ya?” diye bir anda ve daha da sertçe yeniden irkildim. Ayağa kalktım aklıma geldi; “Ah! Evet”

Bu gün 23 Nisan günü, zaten şuan evde olmamın sebebi de bu değil mi? Bu gün tatil. Bu gürültülerin arasında 1920’de bu ülkede olanlarla şu an olanlar arasında bir anlık kıyaslama yaptığı zaman bir an insan şok yaşasa da, yine de bu gün önemli bir gündü. Egemenlik milletin olmuştu. Muhteşem bir şeydi.

Her olumlu düşünceyi kulağıma gelen başka bir do, re, mi bileşkesi kesse de ben yine de mutluydum. Neden mi?

Çünkü “Egemenliğin sahibi olduğu bu milletin bir bireyi” idim. Ve birazdan da dışarı çıkacaktım; erik ve çilek almak için. Zaten bu proje de yormuştu beni, sonsuz tuza sonsuz eriği banmak ve arada tuzdan iyice ağzım yandığında iki çilek yemek ve yeniden tuz ve eriğin muhteşem huzuruna kavuşmak biraz böbreklerim için fazla mesai olsa da ihtiyacım olan bir şeydi.

Evim apartmanın giriş katında ve dairenin kapısı açıldığı anda apartman kapısının penceresini ve oradan da caddeyi görmek mümkün ve ben şimdi bu gördüğüm manzara karşısında daha bir heyecanlanmıştım. Dışarısı kalabalıktı hem de çok kalabalık.

Alt ve üstlü takım olmayan ama yine de bana yakışan (“yakışan” derken göbeğimi belli etmeyen) eşofman takımımla apartmandan çıkmama üç metre vardı sadece ve benim kulağıma bir ses daha geldi giderek artan: Top zıplama sesi, hem de onlarca, yüzlerce, belki de binlerce.

Apartmandan çıkmam ve caddede neler olup bittiğini tam anlamıyla anlamam aynı ana denk geldi. Kamyonların yarattığı upuzun bir konvoy, aşırı kalabalık, aşırı ses ve… Aşırı derecede kırk yaş üstü insan hep bir arada bir kamyonun arkasında, üstlerine yağan topları almaya çalışıyor. Kamyonda kocaman bir İ. Melih Gökçek resmi, birileri megafondan “Melih Gökçek bayramınızı kutlar” diyor. Nereye baksam aynı yazı İ. Melih Gökçek. Arada birkaç çocuk da, benim erik gördüğümdeki yüzümde beliren şehvetin aynısıyla yüzlerini bulamış bir halde topların peşinde. Başka bir kamyon ilişiyor gözüme; Tyrannosaurus Rex şeklinde bir şişme oyuncak dinozorla konvoyun arasında yer alıyor. Dinozorun üzerinde de “Ankara Büyükşehir Belediyesi” yazıyor. Diğer kamyonlara dikkat edeceğim sırada bir anda burnuma ilişen saf dizel kokusuyla yüzümü buruşturuyorum. Görebildiğim onlarca göremediğim yüzlerce kamyonun yaydığı zehirli gazın tek bir caddede bu kadar tehlike yarattığını düşünerek bir anda erik ve onun figüranı çileği aklıma getirerek bakkala doğru yöneliyorum. “Bakkal” dediysem aslında bilinen adıyla Süper Market. Sadece “Bakkal” demekten daha hoşnudum, hani millet egemenliğinin bir göstergesi de “Dile sahip olma” ya; işte o mesele. Büyük Bakkal( Super Market) de aynı konvoylu, dizel gazlı, kalabalık caddede. Kalabalıktan dışarı taşan kimi insanlarla ister istemez bu bakkalda buluşuyoruz. Hemen bakkalın manav reyonuna doğru yürüyorum ve erikleri görüyorum, üzerindeki karton yazıyla: “Erik 5,85 ”, “Uf be bu ne?” diye düşünerek bir süre bekliyorum. Enflasyona bak sen, geçen yıl eriğin piyasaya ilk çıktığı zamana göre neredeyse yüzde yüzlük bir artış. Bir an düşünüyorum “Neden enflasyon yüzde 8–9 ?” diye, sonra aklıma geliyor bir anda bu işin sırrı; “Benzin enflasyonunu dengelemek için, fiyatı hiç artmayan gazyağı nasıl enflasyon hesaplamasına eklenerek enflasyon düşüyorsa, erik artışını da, fiyatı artmayan “El arabası elciği” dengelemiş olabilir mi?” Bal gibi de olur. Hani insan düşünüyor gaz yağı satanlarla el arabası elciği satanlar bir artış yapsa fiyatlarda, ne olur bu hükümetin hali diye. Sonra bir adım ileri atıyorum ve bir adım tekrar geri; ürkerek, “Almayacağım erik seni” diyorum ve tam çıkmak üzereyken bakkaldan, içimden bir ses beni sarsıyor, “Hayır Ahmet! Dur! Erik yoksa çilek al” sonra yeniden dönüyorum manav tarafına, çileklere bakıyorum, gözlerim yaşarıyor ve ardından yaklaşıyorum çilek topluluğuna. İçlerinden bir çileği tutuyor ve düşünüyorum “Ey çilek ne kadar da ittim seni eriğin yanında, yıllarca seni ikinci bir meyve hatta belki de sebze olarak gördüm” Çileği usulca yerine bırakırken fiyatına bakıyorum, bunda sorun yok, sadece geçen yıla göre yüzde altmışlık bir artış; bunu ödeyebilirim. Sonra karar veriyorum “Alacağım sizleri”.

Elimde yarım kiloluk bir çilek torbası ve iki paket Rulo Kat gofret ile ( “Gofret” dediysem ne olduğunu bilmememden ve gofrete benzetmemden dolayı) kasaya yaklaşıyorum. Kasiyer kızcağız, çileği “Dıt” sesi çıkaran zımbırtıdan geçirirken alıyor diğer eliyle Rulo Katlarımı ve bir rulo kat paketine, bir de yüzüme bakıp, ardından rulo katları önüne koyarak elini yanda duran “Ülker Sütlü Çikolata” ya değdiriyor. Ardından “Beyefendi indirim var bu üründe onu alır mısınız?” diyor. Bakıyorum “dıt sesli cihazdan geçerek kenara bırakılmış çileğe, sonra tezgahta duran “gofretimsi” Rulo Kata ve ardından kasiyer kızın elleriyle birleşmiş olan çikolatalı gofrete, “Ne alaka ki Rulo Kat ile çikolatayı değiştirmek hem de biraz indirim için? O bir çikolata benimki ise her ne kadar bir gofret olamamış olsa da bir çıtır yiyecek” diye düşünüyorum ve kıza bakarak “Hayır” diyorum. Onaylarcasına kasa işlemimi yaparken, yanıma bir çocuk yanaşıyor elinde bir topla. Topun üzerinde “Ankara Büyükşehir Belediyesi” yazıyor ve bakıyorum diğer yazılara hızlıca, topun hemen her yerinde aynı yazı. Bir an düşünüyorum “Neden topun üzerinde İ. Melih Gökçek yazmıyor ki, madem her yerde yazıyor?” Sonra kasiyerin “3 lira 85 kuruş efendim” demesiyle kendime geliyorum.

Bakkaldan çıktığımda binlerce insanın, elinde topla, caddede yürüdüğünü görüyorum. “Bizim millet topu seviyor” diyorum, o sırada ilerleyen konvoyun azalan gürültüleri arasında bir sunucunun “Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek tüm Ankaralı Kızılay Meydanına, Sibel Can Konserine davet ediyor” diye heyecanla bağırdığını duyuyorum.

Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı konvoyunun arkasından “Acaba bir gün egemenliğimizi kaybedersek yeniden bu milletimizle bunu geri kazanabilir miyiz?” diye soruyorum kendi kendime ve yeniden aynı yargıya varıyorum:

“Milletimiz topu seviyor!”


Ahmet Yeşil, 23 Nisan 2008, Ankara.

ahmetgitar
04-23-2008, 19:41
Sevgili dostlarım bugünün anlam ve önemini tam anlatamasa da, bana hissettirdikleriyle minicik bir öykü yazdım.
Genelde yazılarımı uzun kontrollerden sonra paylaşırım ama bu yazıyı 24'ü olmadan sizlerle paylaşmak istedim, bu sebeple de yazdıktan sonra tek bir sefer okudum sadece.
Olabilecek hatalar için kusura bakmayın.

Bu önemli gün hepimize kutlu olsun, 23 Nisanlar sonsuza kadar "Egemenliğimiz altında" yaşansın.

Sevgilerimle...

Allemande
04-23-2008, 19:53
23/04/08 deki durumumuzu iyi analız etmişsin Ahmet abi.Topu da şaaşayı da çok severiz haklısın.
Buradaistanbulda da durum farklı değildi bugün.Çocuklar neyin kutlandığının farkında bile değildi ne yazık ki .Biraz bayrak sallandı sonra hafta sonu tatili havasında sanki bir pazar günüymüş gibi geçti gün..

humar
04-23-2008, 23:24
Bu öykü uykumu kaçırdı(kızılay-tarih,egemen-sibel,top-melih,23-nisan:eek:).
Sevgili Ahmet,forumun güncel yaşamına renk kattığın için teşekkür ederim.Ankara'da yaşamış ve başkente yakışan bayram konserlerini hatırlayan biri olarak kaygılanmamak elde değil.
Kurtuluş savaşının çocukları ve torunları bayramınız kutlu olsun.:)

sologitar
04-24-2008, 00:35
Baştan sona bir gülümseme arada birde gözlerimi açarak ve kırpmadan okudum, çok güzel yazmışsın...
Yanlız her erik yazan yerde ağzım sulandı şu an yazarken bile.

MOSAD
04-24-2008, 21:19
Ekşi erik ve tatlı çilek tadında bir yazı. Bundan güzeli olamazdı yüreğinize sağlık.

ayfer
04-25-2008, 00:52
Bence eriği tuza banmadan yemek daha güzel :)

Çok özür dilerim gerçekten ama yazıyı okuyunca ilk aklımdan geçen bu oldu:-\

ssab
05-06-2008, 22:48
Bence, topunuzun eline birer top verip,topunuzla top gibi oynarız mı ?Dediler sn.İ.Melih Gökçek ,yoksa ben mi kötü kalpliyim???: