ahmetgitar
05-07-2008, 00:48
Merhaba sevgili dostlarım, bu forumdaki üyelere çok değer verdiğim için sizinle, siz "özellikle gitar severlerin(ve gitaristlerin) seveceğini düşündüğüm bir öykümü paylaşmak istiyorum.
Bu öykü, çok yakında çıkarmayı düşündüğüm "Sevgiyi İten Adam" isimli öykü kitabımdan bir öykü, adı da "Masum Son".
Normalde müzisyenlikle ilgili öyküler yazmıyorum, bu öykü ilk ve tek müzisyen öyküm. Öykünün kahramanı bir gitarist. Öyküyü siz değerli forumdaşlarıma açmamın sebebi de işte bu.
Bu öykü şuan profesyonel bir edebiyatçının elinden geçmedi, dilbilgisi tamamen benim bilgi düzeyimle sınırlıdır, dolayısıyla olabilecek imla hatalarından dolayı sizden özür dilerim.
Sevgilerimle.
ahmetgitar
05-07-2008, 00:50
MASUM SON
Arabanın içerisinde, konser salonunu uzaktan gördüğünde ilk resital verdiği gençlik yıllarını hatırladı bir an; ne kadar mücadeleci-azimli ve çalışkan günlerdi. Yaşı küçüktü diğer arkadaşları tarafından imrenilecek birisiydi, ebeveynler onun gibi bir çocukları olsun isterdi.
Çocuklukta abisinden yediği ufak dayakların da biraz olsun etkisiyle başladığı gitarı eline ilk alışından beri yirmi yıldan fazla bir zaman geçmişti, artık otuzuncu yaşına girmişti bile aylar önce. Müziğin o engin denizinde dolaştığı koskoca bir yirmi yıl. Neler yapmamıştı ki? Sevgililer, dostluklar, terk etmeler, terk edilmeler, kayıplar, kazançlar, evlenmeler, boşanmalar iş-güç, akademi ve her zaman elinde gitarı kulağında da müziği vardı... Müziğinin eşlik ettiği dopdolu bir hayatı vardı arkasında yaşamış olduğu.
Konser salonunun park yerine girdiklerinde, ilk gençlik yıllarındaki kadar olmasa da kalbindeki hızlanmayı yine de hissediyordu. Araba park edildikten hemen sonra arabayı oraya kadar sürmüş olan abisiyle bir anda bakıştılar. ‘Sağ ol baba’ dedi birden, yine dili sürçmüştü; abisine çoğu kez dili sürçüp ‘baba’ dediği olmuştu. Abisi de bir anda gülümsedi, kardeşinin elini tuttu. ‘Hadi Mehmet’ciğim’ dedi, ‘her zamanki gibi iyi bir resital olsun’. Ardından beraberce arabadan indiler.
Konserin başlamasına henüz saatler vardı ve bahçe bomboştu. Sadece onları karşılamak için adı Ali olan genç bir üniversite öğrencisinin ‘Hoş geldiniz’ sesi duyuldu uzaktan. Ali, Mehmet’ten birkaç yıldır gitar dersi alıyordu ve kendi okullarında bir resital vermek için hocasını ikna etmeyi başarmıştı, başarmak bir yana aslında Mehmet de aşırı bir istekle kabul etmişti. Ali koşar adım arabaya doğru yaklaşıyordu. ‘Hoş geldiniz Mehmet hocam, hoş geldiniz Hasan Bey ’ dedi tekrardan tokalaşırken, ‘nasılsınız?’ ‘İyiyim dedi Mehmet, geldik yine bir resital için’ kısa bir sessizlik oldu ve ‘buyurun’ dedi eliyle yana doğru bir hareket yaparak. Kapının oradaki afiş hem Mehmet in hem de abisinin gözüne ilişivermişti;
‘MEHMET YILMAZER GİTAR RESİTALİ’
‘Güzel afiş’ dedi ağabeyi ve ekledi ‘Ya Mehmet;şu çantanı sen taşısan iyice koyuverdin
kendini’ ve gülmeye başladı sevecen gözlerle. Mehmet ise dudaklarını kastı ve abisinin koluna girdi. Beraberce hafiften küf ve kum kokan salonun ortasından geçip sahneye ulaştılar. Birkaç ampulün aydınlatmaya çalıştığı loş salona şöyle bir baktılar.
‘Kulis şu tarafta’ diye sahne arkasını gösterdi Ali ismindeki Fen-Edebiyat fakültesi öğrencisi gitar sever kişi. Pek de bir heyecanlıydı ilk kez bir müzik organizasyonu yapıyor olmaktan dolayı.
***
Kulisin kapısının önüne geldiklerinde Ali de elinde yarım litrelik şişe su ile peşlerindeydi. Mehmet döndü arkasına ‘Ali’ dedi, ‘suyumu ver sen, içeride biraz ağabeyimle kalmak istiyorum, yanlış anlama olur mu?’ Ali bir anda duraksadı, ‘Yanlış bir şey mi yapıyorum acaba’ diye düşündü. ‘Elbette hocam’ dedi,’ nasıl isterseniz, bir şey istediğiniz zaman seslenirsiniz’ ve hemen koşar adım uzaklaştı kulis kapısının önünden.
‘Canım ağabeyim’ dedi Mehmet, ‘içeri gelsene biraz oturalım’. Beraber kulise girdiler.
Eşyaları Hasan’ daydı, teker teker düzenledi, zaten her zaman da düzenli birisiydi. ‘Mehmet yine her şeyi ben yaptım’ dedi tatlı bir tebessümle. ‘Otur abi lütfen’ dedi Mehmet, kendisi çoktan oturmuştu bile. Şimdi Hasan da oturdu. Bir anda sessizlik olmuştu odada, sadece karşılıklı bakıştılar.
Dakikalar sonra Mehmet’in bir anda ‘Abi’ demesi sessizliğin içinde çınladı, ‘Abi’ diye yineledi Mehmet,’ iyi ki varsın ve benim ağabeyimsin, bu gün pek bir şey olamadım ama eğer huzurluysam ve bu gün bile ölecek olsam, ‘mutlu-güzel bir hayat yaşadım’ diyeceksem, bunda birinci derecede pay sahibi olan kişi sensin’ kısa bir duraksamadan sonra yeniden ağzını açıp tam ‘eğer...’ diyecekken Hasan çoktan elini kardeşinin ağzına yapıştırmıştı. ‘Lütfen sus’ dedi, ‘asıl sen iyi ki varsın, senin ağabeyin olmaktan dolayı gurur duyuyorum’, karşılıklı bakıştılar ve sımsıkı sarıldılar bir anda, Mehmet kafasını Hasan’ın omzuna yaslarken ‘abi’ dedi boğazı düğümlenerek,’ gücüm eskisi gibi değil biliyorsun, keşke daha sıkı sarılabilseydim sana’, bu laf Hasan’ı biranda hıçkırıklara boğmaya yetmişti bile, abi kardeş dakikalarca kenetlenmiş bir şekilde kaldılar. Ardından aynı anda kollarını serbest bırakıp yeniden oturdular sandalyelerine. Bir süre bakışmalarının ardından Mehmet ‘Abi bir daha resital vermek istemiyorum, gerçi bu resitali çok isteyerek veriyorum ama bu benim jübilem; bu son olacak’ dedi. Hasan tam açacaktı ağzını ki vazgeçti. ‘Çok ciddiyim’ dedi Mehmet, ‘artık kaçacak bir şey yok, bu kötü formumla ve bu kötü salonda bitmesini istemezdim ama yine de mutluyum, çünkü en azından sona geldiğimi biliyorum. Sana çok iyi çalmak isterdim ama o sevmediğim Tanrı buna izin vermeyecek, biliyorsun.’ Bu sözler Hasan’ın yüzünü biranda olgunlaştırmış gibiydi. ‘Mehmet, ben çıkayım sen hazırlan, vakti gelince Ali seni çağırır, ben de önden yer kapayım’ dedi ve kardeşinin yanaklarından öpüp odadan ayrıldı.
***
Sessiz kuliste Mehmet gitarı eline almıştı bile, akordunu kontrol ederken hayallere dalmıştı çoktan, ‘neredeyse gitarı çalmak kadar akort yapmışımdır bu güne kadar’ diye düşündü birden. Sonra çalmaya başladı içinden geldiğince, ilk kez bir programı yoktu elinde; bu resitalde içinden ne geçerse onları çalacaktı, yanında onlarca sayfa da nota olmasına rağmen. İlk yaptığı bestelerden çaldı, hızlı çalınması gereken birkaç parçaya başladı, gücü yetmedi bıraktı. ‘Ne olacak ki?’ dedi,’ sonuçta son kez çalıyorum, yuhalanacak halim yok’ diye düşündü o güçsüzlükle bir anda omuzları dikleşmişti.
Dakikaların nasıl geçtiği belli değildi, gitar sesinin arasında bir kapı tıklamasını duyarak kendine geldi, Ali’ydi gelen ‘Mehmet hocam hazırsanız vakit geldi’ dedi.
‘Elbette hazırım, hep bu günü bekledim’ dedi Mehmet ufak bir tebessümle. Bir anda gözden kaybolmuştu Ali.
Mehmet perdenin arkasına yaklaşınca bir an durdu, perdenin diğer tarafından karışık insan seslerinin oluşturduğu bir uğultu geliyordu. ‘Evet’ dedi Mehmet gitarına bakarak,’ Yine baş başa kaldık’ ve son yirmi yıldır her gece yatmadan önce yaptığı şeyi yaptı; gitarına bir öpücük kondurdu. Perdeyi araladı ve alkışlar eşliğinde sahneye çıktı.
***
Son parçayı çalıp da çiçeğini aldıktan sonra perdenin arkasına geçmiş ve kulise doğru yürüyordu, gitarı son zamanlar iyice ağırlaşmıştı. Gözleri yaşla kulise girdi. Tüm verdiği resitallerinden çok daha kötü olmasına rağmen belki de hiç bu kadar severek çalmamıştı hayatında gitarını. Hep yaptığı şeyi yapmak için gitarını dudaklarına götürüp öptüğü sırada abisi kulise girmişti bile koşar adım. ‘Canım kardeşim, muhteşemdin’ dedi, gözleri kızarmıştı. Kucaklaştılar. Ardından birkaç kişi daha geldi kulise, çok yorgundu Mehmet, ayakta bile
duramayacak gibiydi, o kadar belli oluyordu ki yorgunluğu; tebrike gelenler fazla durmadan geri gidiyorlardı tokalaşmanın ardından, zaten çok da tebrik eden yoktu. Kulis tam boşalmıştı ki kapının oradan bir ses duyuldu Mehmet’i titretecek olan; ‘Ne kadar güzel çaldınız, o parmaklarınıza dokunabilir miyim?’ Mehmet çok net duymuştu sesi ama bakamadı sesin geldiği tarafa, sımsıkı kapattı gözlerini yere doğru bakarken. Ancak ses yaklaşıyordu, ‘Lütfen elinizi verin’, Mehmet artık kafasını kaldırıp sesin geldiği yere bakması gerektiğini anladı, bu Mine’nin sesiydi. Kafasını kaldırdı ve baktı titrek bir yüzle, evet gerçekten de o unutamayacağı;yıllardır unutamadığı aşkı Mine’ydi. Hiçbir şey söylemeden ellerini kaldırdı Mine’nin ellerine doğru.
Sımsıkı tuttular ellerini. ‘Nasıldı?’ diye sordu , ‘Pek çalışmıyorsun sanırım eskisi kadar’ dedi Mine, yine her zaman ki o kararlı ve kibar sesiyle. ‘Çalıştım ama çalamadım’ dedi Mehmet ürkekçe. Bir anda kendine geldi, Mine’nin yüzüne dikkatlice baktı, tüm gücünü kullanarak ileri bir hamle yaptı ve sımsıkı sarıldı Mine’ye, O ise ‘Canım benim’ diyerek sarılmasına karşılık verdi. En son 3yıl önce son ayrılmalarında sarılmışlardı bu şekilde.
***
Konser salonunun park yerinden diğer arabaların gürültüleri arasında kendi arabalarına doğru ilerlediler. Gitar ve eşyaları arabaya koyan Hasan, aynı ağabey edası ve sevgisiyle ‘Mehmet’ dedi, ‘siz takılın benim de zaten işim var’ dedi göz kırparak kardeşine. Ali’nin de teşekkür ederek ayrılması sonucunda koca park yerinde eski iki sevgili olarak bir anda yapayalnız kalmışlardı.
Mehmet giden arabaların arkasında yüzünü Mine’ye çevirdi, ‘Beni evine götür lütfen,çok özledim orayı’ dedi. Mine bir anda şaşırmıştı; ‘Hemen mi? Biraz dolaşmaz mıyız?’, ‘Hayır’ dedi Mehmet, ‘Gücüm yok buna, lütfen beni eve götür.’ Mine hafifçe kafasını salladı, usulca elini tuttu Mehmet’in ve arabasına doğru çekiverdi yavaşça.
Yolda giderken Mine şaşkın Mehmet ise uykulu bir haldeydi. Toplamda bu sadece birbirlerini dördüncü görüşleriydi. Yıllar öncesinde bir konserde iki seyirci olarak yan yana oturmaları neticesinde tesadüfen tanışmışlardı, büyük aşk o zaman filizlenmişti. Sonrasında Mine, Mehmet i bir kez ziyaret etmişti, Mehmet ise onu bir kez ve bir de bugün. Ancak bu akşam da diğer büyülü görüşmeleri gibiydi, her ayrılışlarında ruhları biraz daha kenetleniyordu ve her görüşme de yeniden sevgililiklerini sürdürüyorlardı daha büyük bir güçle.
Ne Mine ne de Mehmet yaşamıştı böyle bir birliktelik; ne de diğer sevgililer. Henüz bir kez sevişilmemişti bile, sadece birkaç kez sarılma birkaç kez öpüşme olmuştu şimdiye değin ama ikisinin de ruhunda fırtınalar kopuyordu, öyle ki kendileri bile dokunamıyordu ilişkilerine adeta, sadece kutsamaları vardı aşklarının ilahi gücünü.
Bir kelime bile etmemişlerdi eve gelene kadar. Yan yana gelmişlerdi ama halen düşlerde yaşanıyordu ilişkileri. Yan yana olmalarına rağmen sanki yalnız ama birbirlerini düşünen iki sevgili gibiydiler.
***
Eve girip lambayı bile yakmadan kanepeye oturdular. ‘En son 3 yıl önce görüştük ve sana çok şey söylemiştim; neden kendini geliştirmedin? Hani daha sağlıklı olacaktın, sadece gitarını ve kendi gelişimini düşünecektin, hani mutlu olacaktın? ‘ diye bağırmaya başladı Mine, ‘Bu ne hal Mehmet? Berbat bir haldesin, zar zor tanıdım seni neyin var?’ Mehmet ise sessizce baktı konuşacak hali bile yoktu sanki, ‘ Beni yatağına alır mısın aşkım?’ dedi bir anda ’Lütfen beraber uyuyalım, kırma beni’, Mine bir anda bakakalmıştı, sonra durdu sakinleşir gibiydi, ‘Hemen mi?’ dedi, ‘Otursaydık biraz, çok özledim seni’, ‘Lütfen’ diye yineledi Mehmet, ‘senden son isteğim, sana sarılmak ve uyumak istiyorum.’
Mehmet gece lambasının yanıyor olduğu yatak odasına girmeden önce bir bardak su ile banyoya girmişti, birkaç dakika sonra çıktığında Mine çoktan yatağa girmişti bile. Mehmet ‘Aşkım bir öpücük verir misin?’ diye sordu Mine’ye ve ardından her zamanki o masum ve ürkek öpücüklerden bir tanesini birbirlerine verdiler. ‘Arkanı döner misin?’ diye sordu yumuşak bir sesle Mehmet, ’Sana sarılıp uyumak istiyorum’,‘Olur’ dedi Mine kibarca bir öpücük daha Mehmet’in yanağına kondurup arkasını döndü. Mehmet bir kolunu Mine’nin boynunun altına diğer koluyla da aşkının belini sardı, bacakları birbirlerini tamamlayarak uzanmışlardı ılık yatağa. Mehmet uzun zamandan sonra ilk kez bu kadar huzurluydu ve abisine kuliste söylediği söz aklına geldi; ‘Şu dakikada ölsem, mutlu ve huzurlu bir hayat yaşadım derim’ diye içinden geçirdi. Sonrasında ‘Mine’ dedi gecenin karanlığının içinde titrek bir sesle, boğazı düğümleniyor gibiydi,’Neden üç yıldır görüşmedik ki? Neden her gece böyle uyumadık ki?’ Kollarının arasındaki sevgilisinden karanlığın içerisinde kesik bir hıçkırık sesi geldi. Gözler kapalıydı ama göz kapakları gözyaşlarının yanaklara oradan da yastığa akmasına mani olamıyordu. İkisi de biraz sevinçten biraz da karşılıklı ihmalkârlıktan gelen pişmanlıktan dolayı ağlıyorlardı sessizliğin arasında.
***
Zifiri karanlığın içerisinde Mine birden bire uyanmıştı uykusundan, lavaboya gitmek istiyordu, Mehmet’in elini usulca kaldırdı karnından, yavaşça bıraktı yatağın üzerine. Loş karanlıkta zar zor seçiyordu Mehmet’in yüzünü, ne kadar da masum uyuyordu. Aşkının yüzüne bakarken bir anda Mehmet’in karanlıkta uykuya geçmeden önce söylediği sözleri düşündü,’Haklı benim aşkım’ dedi, ‘bu huzur her an yaşanmakla tüketilemez, bir daha asla ayrılmamalıyız’. Banyoya gittiğinde Mehmet’in bazı eşyalarını gördü tebessümle; diş fırçası, bir havlu ve...
Bir ilaç kutusu ilişti gözüne hemen kenarda, yıllar önce akciğer kanserinden kaybettiği annesinden hatırlıyordu bu kutuyu, kutuya baktı ‘Adriamycin’ yazıyordu, bir anda sıçradı olduğu yerde, kalbinin çarpıntısını adeta kulaklarında duyuyordu. Ağzı açılmıştı, şaşkındı, koşup yatağa girip Mehmet’i uyandırıp hiç sarılmadığı kadar sımsıkı sarılmak istedi, odaya girdi koşar adımla ancak ses etmemeye çalışarak, gece lambasını yaktı, ‘Mehmet’ diye seslendi, yatağın üzerinde yumuşacık duran eline dokunarak, Mehmet’in yüzünde eskiden hatırladığı o mutlu tebessüm vardı. Birkaç kez daha ‘Mehmet’ diye seslendi; ‘Mehmet, aşkım?’ giderek sesi titrer olmuştu. ‘Mehmet!’ son bir kez umutsuzca yeniden yaşlı gözlerle; ‘Mehmet!’
Mehmet dakikalar önce ölmüştü.
-BİTTİ-
Ahmet YEŞİL
Eylül 2007
ANKARA
Selamlar...
Humar'a katılıyorum gerçekten çok güzel.
Böyle üretken,aktif ve bilinçli arkadaşları görmek,içine girmek üzere olduğumuz karanlık günleri aşabilmek konusunda içimi rahatlatıyor.
Saygılar...
sologitar
05-07-2008, 14:28
Müziğe olan büyük aşk, sevgiliye duyulan aşk kısacık bir hayat bu hayata sığan kocaman derin bir dünya. Masum aşk...
Yarın son günümüz olacakmış gibi yaşanan her gün, geriye bakıldığında keşkelerin olmadığı dolu dolu yaşanmışlıklar, insanın insana sevdiklerine değer verdiklerine harcadığı emek, içten samimi, kirletilmemiş duygular. Bu hikayede bana dokunan kısım aşklarını yaşamamış hatta aşklarına dokunmaktan korkan hayallerinde yaşatan çift, tabiki son resital ve veda.. . Ölüm geri döndürülemeyen bir son.
Acıklı ve samimi bir öykü Ahmet, çok beğendim ellerine yüreğine sağlık, sen hep yaz olur mı:)
fernando
05-08-2008, 11:40
Yazının, bir satrını bile okumadım,kitap çıktığında kitapevimize mutlaka gelecektir,o zaman okurum..:)
başarılar..
saygılar..
vBulletin v3.8.4, Copyright ©2000-2012, Jelsoft Enterprises Ltd.