PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Kendimizle Yüzleşmek


MOSAD
05-07-2008, 08:31
21.12.2006 tarihinde o zamanki hislerimle yazmış olduğum bir yazıyı Sizlerle paylaşmak istedim.

KENDİMİZLE YÜZLEŞMEK

http://img451.imageshack.us/img451/7155/aynajc4.jpg

Gecenin derinliğin de mi kayboluyorum, yoksa kendi derinliklerimde mi boğuluyorum bilmiyorum.

Amaçsız geliyor her şey bazen. Yaşamak, kazanmak, elde etmek..

Düşünüyorum sürekli, acaba kaderin farklı yollarından mı gitmeli diye. Yoksa zaten bizim yolumuz belli mi.
Acaba başı sonu belli olan bir filmdeki baş rol oyuncusu muyuz? Yoksa bir figuran mı?

Bir çok filmdeki gibi mutlu bir son mu bekliyor hepimizi? Yada beklenmedik bir son?

Bazen o kadar çok düşünüyorum ki, sonsuz boşlukta kendimi bulamıyorum.
Geceleri yastığa kafamı koyduğumda, gecenin sessizliğinde beynimin içinde yankılanan binlerce sesten sağır oluyorum. Delirecek gibi oluyorum. Öyle bir his ki; sanki tanıdığım tüm insanlar çok büyük bir salonda etrafımda toplanmış ve her kafadan bir ses bana bir şeyler söylüyor, kontrol edilemez, anlamsız, öğüt veren, geyik yapan.

Böyle bir şey düşünün, her bir kişinin sesini duyduğunuzu ve anlam verdiğiniz veya vermediğiniz sesleri duyduğunuzu. Kötü değil mi?

İşte bir çok gece bununla başbaşa kalıyorum. Zaman zaman aralarından sesleri ayırt etmeyi ve onları dinlemeyi deniyorum. Ve farkına varıyorum ki o tanıdığım seslerin gölgesindeki gerçek benim. Aslında kendimle yüzleşiyorum.

Aslında her bir kişinin sesi beni sınayan bir sınav.

Örneğin beni yaralayan bir kişinin sesi, beni sınayan bir ses. Eğer o konuşmalara kulak verir ve sınavı kaybedersem kendimle yüzleşme fırsatını kaybetmiş oluyorum.

O sınavı geçersem o sesteki kişi hakkındaki gerçeklerle yüzleşmeye hak kazanmışımdır ve o gerçekleri gördükten, duyduktan sonra uygulamak, yapılması gerekeni yapmak bana kalmıştır.

Belki saçma geliyor söylediklerim ama bir an durun ve düşünün.

Hanginiz kendinizle yüzleşmiyor? Ben yüzleşmiyorum diyen kimse yoktur. Geceleri yattığınız da, yada yalnız kaldığınız da “şu gün şunu böyle yapsam daha mı iyi olurdu, şunu desem nolurdu, şurdan gitseydim onla karşılaşmayacaktım” gibi binbir çeşit soruyla kendimizle yüzleşiriz ve acılarımıza yön çizmeye çalışırız.

Bunu yapamayan ve sınavlarına yenik düşen insanlar hep mutsuz olurlar, kendilerine düşman olurlar.

“Ben bunu yaptım böyle oldu çok pişmanım, Allah belamı versin” diyenler zayıf insanlardır. Hata yapmak insanlık kuralıdır, her insan hata yapabilir. Önemli olan bu hatadan ders çıkarmak ve kendimizi kahredeceğimize ileriye aydınlık bakmaktır.

Yürümek, koşmak varken emeklemeyin.

Kendi iç benliğinizle barışık olun. İçinizdeki rehberi hissedin.

Yaşadığınız en zor anları hatırlayın, kalbinizin dışarı çıkmak istercesine atışını, hayatınızın elinizden bile alınmasını istediğiniz anları düşünün. Her şey geçiyor, her şey atlatılıyor. En zayıf anımızda bile kendimiz ile konuşup onu dinlemeye başladığımızda, rehberimiz bizi elimizden tutuyor ve ayağa kaldırıyor.

Yeter ki kendinizi dinleyin, güçlü durun, korkmayın. Göreceksiniz her şey daha kolay, her şey daha güzel olacak.

sailor
05-07-2008, 12:41
Selamlar...

Güzel bir paylaşım.Eline sağlık.

Saygılar...

ahmetgitar
05-07-2008, 20:08
"Böyle bir şey düşünün, her bir kişinin sesini duyduğunuzu ve anlam verdiğiniz veya vermediğiniz sesleri duyduğunuzu. Kötü değil mi?

İşte bir çok gece bununla başbaşa kalıyorum. Zaman zaman aralarından sesleri ayırt etmeyi ve onları dinlemeyi deniyorum. Ve farkına varıyorum ki o tanıdığım seslerin gölgesindeki gerçek benim. Aslında kendimle yüzleşiyorum."

Sevgili Erkin işte bu kötü değil. Buna ben "Dürüstlük" diyorum.
Kaç kişi aynaya bakabiliyor yüzü kızarmadan, kaç kişi geçmişindeki tüm duyguları sorgulayabiliyor?
Geçmiş geçmiştir ama gelecekteki daha dürüst hayat için ona bakabilmek önemli bir sınavdır.

Sevgilerimle...

fernando
05-08-2008, 11:38
Gerçek, üzerinde araştırma yapılıp bulunacak bir şey değildir; gerçekle karşılaşmak gerekir, gerçekle yüzleşmek gerekir. Sevgiyi ders gibi çalışıp öğrenmeye çalışan bir kişi, tıpkı Himalayaları haritadan bakarak öğrenmeye çalışan biri gibidir. Harita dağ değildir! Eğer haritaya inanmaya başlarsan, dağı ıskalamaya devam edeceksin. Eğer harita senin için bir saplantıya dönüşürse, dağ gözünün önünde duruyor bile olsa onu göremeyeceksin.

Bu böyledir. Dağ senin karşında, ama gözlerin haritalarla dolu; dağın haritaları, aynı dağın, farklı kaşifler tarafından çizilmiş haritaları. Biri dağa kuzeyden tırmanmıştır, biri doğudan. Hepsi farklı haritalar yapmıştır: Kuran, İncil, Gita; aynı gerçeğin farklı haritaları. Ama sen haritalarla o kadar dolusun ki, onların ağırlığı sırtında o kadar ağır bir yük oluşturuyor ki, bir santim bile kımıldayamıyorsun. Tam önünde duran dağı bile göremiyorsun: Sabah güneşinde, el değmemiş karlı zirvesi altın gibi parlıyor. Sende onu görecek gözler yok.

Önyargılı göz, kördür, varılmış sonuçlarla dolu kalp ölüdür. Çok fazla gerçekliği sorgulanamaz varsayımı doğru kabul ettiğin zaman zekan keskinliğini, güzelliğini, yoğunluğunu kaybetmeye başlar; donuklaşır...

:o:o:o