PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Ahmet KANNECİ (Söyleşi)


ÖzgürSaglam
07-26-2006, 14:16
AHMET KANNECİ İLE SÖYLEŞİ
Söyleşi: Veysel Özgür SAĞLAM

http://www.klasikgitar.org/nuke/images/upload/ak1.jpg

ÖS: Gitar ülkemizde hızla yayılıyor; hem müzik kurumlarında hem de gençler arasında. Bu durumu açıklayabilir misiniz?

AK: Önemli olan sonuçtur. Sonuç olarak yayılıyor. Nedeni ise güzel bir özelliğinden: Hem eşlik saz olarak hem solo saz olarak kullanabiliyorsunuz ve sonra sırtınıza atıp istediğiniz yere götüre biliyorsunuz. Popüler müziğe, klasik müziğe, Türk halk müziğine v.b. eşlik edebiliyor, solo olarak icra edebiliyorsunuz.

ÖS: İlköğretim kurumlarında ve liselerde müzik öğretmeni yapacak olan bireylere öğretmen çalgısı olarak gitarı önerir misiniz?

AK: Öneririm. Biraz önce söylediğim nedenlerden ve ayrıca çok sesli müziğe uygun bir saz olduğundan çoksesli müzik tekniklerini kullanmak mümkün. Her türlü armoniyi elde etmek mümkün. Şimdi düşünün: İlkokulda bir çocuk ve piyanosu var. Özel ders almak zorunda fakat çalışacağı piyano yok çünkü okulda piyona yok. Gitarda bu zorluk çok daha az. 1988’ de yitirdiğimiz Prof. Dr. Altan GÜNALP’ in öğrenci olduğu dönemde, yani 40 – 45 yıl önce Niğde’nin Bor kazasındaki ortaokulda piyano varmış oda müziği orkestrası kurmuşlar buna bağlı olarak, okullar hangi birisine piyano alsın. Piyano diyorum çünkü piyano temel sazdır.Yani en geniş rang’ e sahip ve her türlü olanağı olan bir çalgıdır. Sonuç olarak piyano alınamıyorsa gitar uygun olabilir. Öğrencilere çok seli müzik daha kolay anlatıla bilinir. Sonra bir piyano alınana kadar bir kaç gitar alına bilinir.

ÖS: Gitarın ve insanın kurduğu ilişki, diğer çalgılardan örneğin bir keman daha farklı galiba Gitar çalarken insan vücudunun hemen her bölümü gitara temas ediyor. Doğrusu sanki insan gitara sarılıyor. Bu anlamda çalışmalarınıza bu sıcaklık yansıyor mu? Duygularınızı paylaşa bilir miyiz?

AK: Bu bana biraz duygusal geldi . Bizim hocamız duygusal bir anında, “Gitar, ince boyunlu, geniş kalçalı, ince belli bir kadın gibidir” diye bir anoloji yapmıştı. Sarılıyorsun tabii. Piyanistlere sarılmıyorsun diyemezsin; piyanoyla sevişiliyor kemanla da öyle viyolonselle de... Sazlar arasında böyle duygusal ayrımlar bizi bir yere götürmez ama söz konusu sanat ise benim düşünceme göre duygusallıkla, duyarlılığı dengelemek lazım.

ÖS: Gitar eğitiminde genel kanı olarak az zamanda daha hızlı yol alınıyor şeklinde. Özellikle Üniversitelerin müzik eğitim bölümlerinde böyle bir yargı söz konusu. Bunun nedeni nedir?

AK: Gitarı tanımayan kişilerin söylediği bir laf “ Gitar kolaydır hemen öğrenilir”diyorlar öyle diyenlere “ al şu gitarı çal diyeceksin”. Piyano da bir yere kadar kolaydır bir yerden sonra zordur. Zorluk bir enstrüman da değil müziktedir. Bu kısır döngülerle uğraşmamak lazım. Gitar bizim ülkemizde yeni filizlenen gencecik bir sazdır, ama aynı zamanda yaşlıdır da: Hepsinden yaşlı inanmayan Hitit müzesinde kabartmalara baksın. Buna da sahip çıkmak lazım. Ben kolay enstrüman tanımıyorum kolay diyenlere de “al çal bakalım” diyorum.

ÖS: Yeni kaset ve cd çalışmalarınız var mı? Repertuarınızdan örnekler verir misiniz?

AK: Var. Repertuarımı CD lere geçirmek istiyorum bir belge olarak. Ömür geçiyor yakın zaman da çok değerli bir arkadaşımızı kaybettik. Gayet enerjik, düzenli, entelektüel, kültürlü dostum Savaş çekirge’ yi kaybettik. Biliyorsunuz, kendisinin bırakması gereken bir çok şey, ertelemek yüzünden kendisi ile birlikte göçüp gitti. çok güzel çalar, çok nefis ses çıkartırdı. Ama elimizde böyle belgeler kalmadı artık. Bugünün işini yarına bırakmamak zamanı geldi. Ben kırkını aşmış bir insan olarak konuşuyorum ve ömrümün 20 – 25 yılını bu işe verdiysem bunları belgelemek isterim. Ondan sonra ilgilenenler olursa incelerler. Repertuarım Rönesans’ tan Modern’ e kadar kronolojik; Amerika, Avrupa, Asya olarak da rejyonel bir dağılım göstermekte. Bunları belli bir düzen içerisinde arşivlemek benim amaçlarımdan biridir.

ÖS: Ülkemizdeki oda müziği gruplarının sayısı ve durumu için ne düşünüyorsunuz?

AK: Benim bildiğim 4 –5 tane var. çok da iyiler ama sayısının yeteceği konusuna katılamayacağım. 65 milyonluk bir ülkede bir müzisyenin bildiği 4 – 5 oda müziği grubu varsa bu çok azdır. Geçen gün 2.5 milyonluk Makedonya’ ya gittim ve 100 tane koro olduğunu öğrendim. Müzisyenlerin bir araya gelip çalışma disiplinine girmeleri konusunda bazı aksaklıklar olduğuna inanıyorum. O yüzden de bu sayı az. Oda müziği grupları bence en önemli gruplardır. En derin müziklerin yapılabileceği gruplardır.

ÖS: Peki bu durumu yurt dışı deneyimlerinizle karşılaştırır mısınız?

AK: Dünya ülkesi olmamız için her konuda dünya standartlarını yakalama hatta geçme hedefimizin olması lazım. Hedefler ve şartlar çok önemli. Sen şartlarını ortaya koyarsın. Türkiye’nin şartlarının zor olduğunu biliyorum ama olanaksız olduğunu kabul etmiyorum. Bizim ülkemizde de müzisyenler pekala müzikle yaşayabiliyorlar. Bu imkanı olanların imkanı olmayanlara yol açması lazım. Oda müziği grupları çok önemli. Yurt dışında aynı mahallede oturan 4 – 5 kişi bir araya gelip bir şeyler yapabiliyor. Belki bizim de kültür evleri açmamız gerekli; siyasi ideolojilere hizmet vermeyen insanlara sosyal değişimlerini yapabilmeleri için mümkün olduğu hizmette... Belediyelerin böyle imkanları olduğuna inanıyorum. Bazı olanakların halka verilmesi lazım. Kendimize daha fazla güvenirsek o zaman başarırız.

ÖS: Resim çalışmalarınızın olduğunu biliyoruz. Müzikle ne kadar ilgili bu çalışmalarınız ve müziğe yansıması nasıl?

AK: Sanat bir bütündür. Sosyo – Ekonomik yaşamla paraleldir.Resimdeki gelişmeler aynı şekilde diğer sanat dallarında da olmuştur. Kaldı ki eski sanatta resmi bire bir inceleme imkanımız vardır. Müzikte evrensel dil keşfedilmeden önce, bazı problemler var.Araştırma gerekiyor. Ama benim inancım “sanat beyinde yapılır” yönündedir. Müzik kitabımdan çok resim kitabım var mutluyum, ama ressam değilim.