ÖzgürSaglam
07-26-2006, 14:19
TIRNAĞIN OYUNU
Bekir KÜçÜKAY
http://www.klasikgitar.org/nuke/images/upload/kb.jpg
1987 yılında, M. Villa – Lobos’un 100. Doğum yılı nedeniyle bestecinin eserlerinden hazırladığım anma konseri için, Ankara’dan İzmir’e yataklı trenle yola çıkacaktım. Tren hareket ettiğinde, yolcu etmeye gelen arkadaşıma el sallamak için pencerenin camını açarken, işaret parmağımın tırnağı bir anda kırılmıştı. Oysa ki tırnaklarıma zarar gelmemesi için bir aydan beri eldivenle dolaşıyordum. Bir anda bütün aklım işaret parmağımın tırnağına takıldı. Sağ el dengesi alt üst olmuş, neredeyse icraat bir anlamda suya düşmüştü. Konser aylar öncesinden organize edilmişti. Geri dönüşü olmaması gereken bir noktadaydım. Peki ne olacaktı? Durumu nasıl düzeltecektim? O anda büyük bir kaygıya kapılmıştım. Uyku beni tamamen kaderime terk etmişti. Yol boyunca düşüncelere dalmış, kopan tırnağı nasıl birleştiririm konusuna kilitlenmiştim. Aklıma bir çok fikir geliyor, fakat bir türlü sonuca ulaşamıyordum. Hatta bir ara çaresizlikten misina bir gitar telini eritip, kaynak yapmayı da denemiş, ısının parmağıma vediği acıyla kıvranmıştım. Sonuç olumsuzdu. Tren İzmir’e vardığında beni karşılayan arkadaşıma hemen durumu anlatıp, takma tırnak bulabileceğimiz bir yer olup olmadığını sordum. Hemen harekete geçip aramaya koyulduk. İkimizin hararetle takma tırnak araması kozmetikçilere biraz tuhaf geliyordu. İzmir’in altını üstüne getirdiğimiz aramalardan da sonuç alamayınca, birden bire Opera Orkestrasındaki bir bayan arkadaşım geldi Onun uzun tırnaklarından yararlanabilirdim. Hemen operada kendisine durumu izah edip, tırnaklarından birine talip olduğumu söyledim ve biraz emrivaki yaparak, cebimden küçük makaslı çakımı çıkartıp, ellerini uzatmasını istedim. Kızcağız bu durum karşısında çaresizce ellerini uzattı ve ben de uygun tırnağı seçerek kestim. Durum bir taraftan çok komik, diğer taraftan ise çok ciddiydi. Teşekkürlerimi sunduktan sonra sıra en güçlü yapıştırıcıyı bulmaya gelmişti. Tabi onu bulmak daha kolay olmuştu. Arkadaşımın evinde, çok büyük bir titizlik ve ince bir işçilikle, nihayet tırnağı eski formuna getirmiştim. Ama bu seferde aklıma çeşitli sorular takılıyordu. Acaba tırnak konserdeki hararetlere dayanabilecek miydi? Neyse ki denemelerim sonunda yavaş yavaş sonuca ısınmaya başlamış ve rahatlamıştım. Artık biraz dinlenebilir ve müziği düşünebilirdim. Akşam sahneye çıkınca her şeyi unutup, müziğin kollarına bıraktım kendimi. Şansım mı yaver gitti?
AĞUSTOS’ 99
MÜZİKALİTE Sayı: 7, Syf: 34
Bekir KÜçÜKAY
http://www.klasikgitar.org/nuke/images/upload/kb.jpg
1987 yılında, M. Villa – Lobos’un 100. Doğum yılı nedeniyle bestecinin eserlerinden hazırladığım anma konseri için, Ankara’dan İzmir’e yataklı trenle yola çıkacaktım. Tren hareket ettiğinde, yolcu etmeye gelen arkadaşıma el sallamak için pencerenin camını açarken, işaret parmağımın tırnağı bir anda kırılmıştı. Oysa ki tırnaklarıma zarar gelmemesi için bir aydan beri eldivenle dolaşıyordum. Bir anda bütün aklım işaret parmağımın tırnağına takıldı. Sağ el dengesi alt üst olmuş, neredeyse icraat bir anlamda suya düşmüştü. Konser aylar öncesinden organize edilmişti. Geri dönüşü olmaması gereken bir noktadaydım. Peki ne olacaktı? Durumu nasıl düzeltecektim? O anda büyük bir kaygıya kapılmıştım. Uyku beni tamamen kaderime terk etmişti. Yol boyunca düşüncelere dalmış, kopan tırnağı nasıl birleştiririm konusuna kilitlenmiştim. Aklıma bir çok fikir geliyor, fakat bir türlü sonuca ulaşamıyordum. Hatta bir ara çaresizlikten misina bir gitar telini eritip, kaynak yapmayı da denemiş, ısının parmağıma vediği acıyla kıvranmıştım. Sonuç olumsuzdu. Tren İzmir’e vardığında beni karşılayan arkadaşıma hemen durumu anlatıp, takma tırnak bulabileceğimiz bir yer olup olmadığını sordum. Hemen harekete geçip aramaya koyulduk. İkimizin hararetle takma tırnak araması kozmetikçilere biraz tuhaf geliyordu. İzmir’in altını üstüne getirdiğimiz aramalardan da sonuç alamayınca, birden bire Opera Orkestrasındaki bir bayan arkadaşım geldi Onun uzun tırnaklarından yararlanabilirdim. Hemen operada kendisine durumu izah edip, tırnaklarından birine talip olduğumu söyledim ve biraz emrivaki yaparak, cebimden küçük makaslı çakımı çıkartıp, ellerini uzatmasını istedim. Kızcağız bu durum karşısında çaresizce ellerini uzattı ve ben de uygun tırnağı seçerek kestim. Durum bir taraftan çok komik, diğer taraftan ise çok ciddiydi. Teşekkürlerimi sunduktan sonra sıra en güçlü yapıştırıcıyı bulmaya gelmişti. Tabi onu bulmak daha kolay olmuştu. Arkadaşımın evinde, çok büyük bir titizlik ve ince bir işçilikle, nihayet tırnağı eski formuna getirmiştim. Ama bu seferde aklıma çeşitli sorular takılıyordu. Acaba tırnak konserdeki hararetlere dayanabilecek miydi? Neyse ki denemelerim sonunda yavaş yavaş sonuca ısınmaya başlamış ve rahatlamıştım. Artık biraz dinlenebilir ve müziği düşünebilirdim. Akşam sahneye çıkınca her şeyi unutup, müziğin kollarına bıraktım kendimi. Şansım mı yaver gitti?
AĞUSTOS’ 99
MÜZİKALİTE Sayı: 7, Syf: 34